BARIŞ DERNEĞİ DÜNYA BARIŞ GÜNÜNÜ MARDIN DE BÖLGE GAZETECİLERİYLE BERABER KUTLADI.
Siyaset
2019-09-02 10:29

BARIŞ DERNEĞİ DÜNYA BARIŞ GÜNÜNÜ MARDIN DE BÖLGE GAZETECİLERİYLE BERABER KUTLADI.

Merkezi Mardin Kızıltepe'de Asur Kral şehri(Girbel) Çakır Mahalesinde bulunan, Barış Derneği Genel Merkezi; bölge Gazeteciler ile beraber kendi irtbat bürosunun bulunduğu Kızıltepe hububat Ticaret merkezinde kutladı.Sunum konuşmasını Genel Başkan yardımcısı Mehmet Şerif Öter yaptı.
1 Eylül Dünya Barış günü'nün
anlam ve önemini açıklayan Gazeteci yazar Barış Aktivisti ve Barış Derneği Genel Başkanı Cemil Aydoğan yaptı.
Kutlamaya Barış Derneği Genel Başkan Yardımcısı ve Mardin Toplumsal Dayanışma Federasyonu Başkanı Mehmet Şerif Öter, Genel Sekreter,(Marsiad) Mardin Organize Sanayi Derneği Başkanı ve ( Güneydoğu İşadamları Derneği) Başkanı Abdünnasır Duyan, Yönetim Kurulu Üyesi, Güneydoğu Muhtarlar Federasyonu Başkanı ve Türkiye Muhtarlar Konfederasyonu Genel Başkan yardımcısı Hatip Şeran katıldı.
Barış Aktivisti ve Barış Derneği Başkanı Cemil Aydoğan tarihten alıntılar yaparak yaptığı konuşmasını şöyle sürdürdü.
Sayın medya kurumlarının değerli başkanları ve gazeteci meslektaşlarım konuşmama başlamadan önce sizleri saygı ile selamlıyorum.
İnsanlığın yaratılışından günümüze kadar Adem ve Havva’nın çocukları olan Kabil’in Habil’i öldürmesi ile beraber insanlık için verilen savaşlar da günümüze kadar devam etmektedir. Evrenin sahibi Allah, her şeyi çift bir denge üzerinde yaratmıştır. Zulüm, şiddet ve diktatörlüğü amaç eden savaşlara karşı insan hakları, barış ve adaleti amaç eden savaşları da alternatif olarak önümüze koymuştur. Bu savaş ve barış seçenekleri de barış savunucularına önemli sorumluluklar yüklemiştir. Yani yanlış anlaşılmasın barış savunucuları sadece arabulucu değildir. Yani bir kartal ile bir civcivin savaşında elbette cesaret ile civcivin yanında yer alacaktır. Yani barışa, insan haklarına, demokrasiye düşman olan bir sisteme karşı, mazlum halkların safında savaşmak zorundadırlar.
İlk çağ dönemin de klasik emperyalist ve sömürgecilik sistemleri vardı. Bu sistemlerin özü bir olan sadece elbise değiştirerek günümüze kadar gelen, modern emperyalist ve modern sömürgecilik olarak dünya genelinde halen varlığını devam ettirmektedir. Bu sistemlerin devam ettiği bir ortamda dünya barışından bahsetmek mümkün değildir.
Sömürüye dayalı kan ve revan üzerinde dünya halklarını birbirlerine kırdırarak hakimiyet kurmak isteyen bu güçlere karşı barıştan yana yeni bir neslin yetişme zorunluluğu vardır. Bu insanlık neslin Allah inancında, kitaplarında, barış ve kardeşliği amaç eden, vicdan muhasebesi ile, beraber ekonomik alanda, sadece doğal bir yaşamı amaç eden, insan hakları barış ve demokrasi kulvarında adaleti rehber yapmak tarihi bir görev olmalıdır.
Biz bu canavar sistemlere karşı, insan emeğine dayalı bir insanlık alternatifini çıkarmadığımız süre zarfında bu sistemlere karşı kanlı savaşlar ile yem olmaya devam edeceğiz. Bu mücadelelere tarihte önderlik yapan kitap sahibi peygamberlere, bu Dünya gerçek anlamda adaleti hayata geçiren 33 yıllık asrı saadet dönemini, inançlı ve devrimci önderlerin teori ve pratiklerini rehber olarak görmek ve çağımızdaki toplumsal sürece uygulamaya çalışmakda vazgeçilmez bir görev olarak önümüzde durmaktadır. Dünya tarihinde barış ve adalete damgasını vuran, veya bu uğurda şehit olanlar ve yaşayanlardan, efsanevi Pers Kralı Nuşe Revan, Romalı Spartacus, Selçuklu Hükümdarı Alparslan, Ortadoğu halkları önderi ve Eyyubi hükümdarı Selahaddin Eyyubi, Mahatma Gandi gibi şahsiyetlerin manevi huzurunda saygıyla eğilmek ve kainatın sahibi Allah’tan firdevsi cennetini dilemek de bizlere tarihi bir görev olarak düşmektedir.
Tarihi bilen bir barış aktivisti olarak, Ortadoğu tarihi ile ilgili birkaç örnek vermek istiyorum. Tüm uygarlık ve teknolojik yaşamın sürdürüldüğü, tüm kitap sahibi peygamberlerin mücadele tarihleri, bu coğrafyada geçmiştir. Tarihte kim bu coğrafyaya hakim olmuşsa dünyaya hükmetmek istemiştir. Dünyanın herhangi bir coğrafyasında kendini güçlü gören bir krallıkta ilk iş olarak Ortadoğu’yu ele geçirmek istemiştir. Bu özellik ve paylaşım sistemi halen devam etmektedir. Siz zannetmeyin ki DEAŞ gibi melanet, insanlığa düşman, yobaz ve alçak örgütler kendiliğinden ortaya çıkmıştır.
Eskiden olduğu gibi bu örgütlerin kaynağı emperyalist sistemlerin kendileridir. Bu vahşi sistemleri ile Ortadoğu halklarını birbirlerine düşürerek, İslam’ın devrimci ve sosyal olan karakterini ortadan kaldırarak, bu coğrafyanın yeraltı ve yer üstü madenlerini silahlı ve teknolojik sistemleri ile ele geçirerek hakim olma savaşını veriyorlar. Bazı Ortadoğu ülkeleri de bu emperyalist güçlere bilerek veya bilmeyerek uşaklık etmektedir.
Bu sistemleri alt etmek için barış ve demokrasi güçlerinin bir çatı altında bir araya gelmeleri kaçınılmaz bir görev olarak önümüzde durmaktadır. Veya bu mazlum halklar bir araya gelerek emperyalist ülkelere karşı yeniden bir Selahaddin Eyyubi efsanesini yaratmak zorundadırlar.
Şimdi ülkemiz Türkiye Cumhuriyet’inin tarihçesi ve siyasi süreçleri ile ilgili öz olarak birkaç cümle söylemek istiyorum. Osmanlı İmparatorluğunu yıkmaya götüren, İttihat ve Terakki örgütü teşkilatı mahsusaya tamamen egemendi. Ayrıca kendilerine bağlı rantçı ve derin bir devletleri vardı. Gazi Mustafa Kemal ve arkadaşları kurtuluş mücadelesinde, Kürt halkı ve diğer halkların desteğiyle zafere giderken, bu mücadeleyi Enver paşa ve Talat Paşa’ya bağlı illegal istihbarat birimlerinin üzerinde yaptı. Bu örgütler içindeki kısmi tasfiyeler onları ortadan kaldırmaya yetmedi. O karanlık örgütlerin varlıkları vatanseverlik üzerinde hiç değildi. Rant üzerinde kurulmuş bir örgütsel yapıydı.
Gazi Mustafa Kemal bir eliyle emperyalist ülkeleri mağlup ederken, kendi iradesinin dışında İttihat ve Terakkinin karanlık örgütleri devletin direksiyonuna dolaylı olarak yeniden hakim olmayı başardılar. Kurtuluş mücadelesi başarıya ulaştıktan sonra, bu sürece can siperine destek veren ve kendi bölgelerini devletin silahı olmadan, kendi öz güçleri ile emperyalist ülkelerden kurtaranlardan bazıları şehit olurken Karayılan, Şeyh Sait, Diyap Ağa, Cibranlı Halit ve ismini sayamadığım birkaç Kürt önderi dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan oldular. Kurtuluş mücadelesinden sonra daha özerk demokratik haklar beklerken İttihat ve Terakki’nin ırkçı sistemi tarafından Osmanlı’da paşalık sistemi ile kazandıkları kısmi özerklik haklarını da kaybettiler.
İttihat ve Terakkinin sistemi bununla da yetinmedi. Kurtuluş mücadelesine aktif destek veren, İslamcı kurumları, Çerkez Ethem, Lazları ve diğer halkları katliamdan geçirmekten de geri kalmadılar. Onurla belirtmek istiyorum. Hz İbrahim’den bugüne insanlığın direniş tarihinde yazdığım kitapta 7 kıta ve 28 satırdan uluşan ‘ben insanlık tarihiyim’de yazmış olduğum şiirde Mustafa Kemal’ın da, dünya tarihine damgasını vuran önderler içinde ismi geçmektedir. Çünkü o cesur, rantçı olmayan gerçek bir vatanseverdi. Ancak devleti yönetmek bu şahsiyetler için yeterli değildi.
Bu devlet içinde İttihat ve Terakki’nin değişen isimleri ile Ergenekon ve FETO İle halen varlığını devam etmektedir. O dönemden şimdiye kadar kıyımdan geçen halklar içinde, Kürt halkının yer yer isyanları aralıklarla devam etti. Bu isyanlar genelde acımasızca bastırıldı. Bu ülkede 28 Kürt isyanı cereyan etti. 29’unda PKK öncülük ediyor. Bu isyan 34 yıldır bastırılamadı. Uluslararası bir örgüt haline geldi. Kürt halkının gelenek ve inanç olarak kabul görmediği Marksist çizgisiyle bu ülkede barış için silahlarını bırakmadıkları süre zarfında, Ortadoğu halkları içinde başarıya ulaşması mümkün değildir.

Çözüm nasıl olmalıdır?
İç içe halklardan oluşan Mezopotamya ve Anadolu coğrafyasının bölünmesi mümkün değildir. Ve aynı sınırlar içerisinde bu coğrafyanın bölünmesi de mümkün değildir. Kendi dili, kimlikleri ve demokratik kültürleri ile, dünyanın en büyük Kürt şehri olan İstanbul’un yer aldığı bir ülkenin sınırları içerisinde kardeşçe bir arada yaşamanın sağlanmasıdır. Bu talepler hayata geçtikten sonra Yeni bir barış ve demokrasi defteri açılarak, tüm silahlı insanlara bir genel af getirilmelidir.
Biz barış savunucuları olarak tüm süreçlere doğru ve vicdani bakmak zorundayız. Sayın Recep Tayyip Erdoğan da mağdurlar cephesinden Cumhurbaşkanlığına kadar çıkmıştır. Başbakanlık Basın Yayın ve Enformasyon da kadrom müsait olmadığı için gayri resmi sorumlu olarak danışmanlık yaptım. Bu kurumda devleti yakından tanıma imkanına sahip oldum. O dönemin Başbakanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Kemalist ve Ergenekon oklarından yeni kurtulmuş cesur, inançlı, rantçı olmayan, fedakar bir lider şahsiyetine sahipti. Çözüm sürecinde Oslo, Habur ve Ekopolitik adına arabuluculuk yaptığım dönemlerde, Sayın Erdoğan’ın barış mücadelesinde ne kadar samimi olduğuna canlı olarak tanık oldum. 28 Ağustos 2019 tarihinde TV 5 kanalında konuşan Ahmet Davutoğlu Erdoğan’a karşı olmasına rağmen bir gerçeği itiraf etmiştir. “Cumhurbaşkanlığı sürecinde Erdoğan bize iki emanet bıraktığını söyledi.” Biri FETÖ ile mücadele, ikincisi çözüm sürecine sahiplenmeyi bize emanet olarak bıraktı dedi.Bu da Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayip Eroğan’ın samimi şahsiyetini ortaya koymaktadır. Ancak ağzı sütten yandığı için ayranı da üfleyerek içmek kendisinin' de hakkıdır düşüncesindeyim.
Temenimiz ateşkesi bozan taraflar karşısında, rafa kaldırılan, çözüm sürecinin yeniden hayata geçmesinin sağlanmasıdır. Diğer lider örneklerinde verdiğim gibi devleti yönetmek için bu kriterler de yeterli değildir. Bilindiği gibi FETÖ 15 Temmuz’da yolunu açmak amacıyla Ergenekon’un önemli bazı kadrolarını mahkemeler yoluyla toplayarak ceza evine attırdı. Daha sonra darbe teşebbüsünde bulundu. Erdoğan Halkımızın cesur direnişiyle darbeyi cesaret ile hezimete uğrattı.Darbe başarısız olunca, Erdoğan, bir taraftan FETÖ ile Halkımızın desteğiyle tasfiye etmek üzere kararlı bir mücadeleyi devam etmektedir. Feto ve Ergenekon terör örgütünün ilegal olarak, devletin içinde halen varlıklarını sürdürdükleri görüşündeyim. Bu şeytani güçleri tanımak'da çok zordur. Allah bu örgütleri tasfiye etmek amacı ile Sayın Cumhurbaşkanımıza yardımcı olsun.Bu karanlık örgütler tasfiye edilmediği süre zarfinda Barış kulvarı da sıkıntılı olacaktır.
Bu amaç ve kriterler doğrultusunda 1 Eylül Dünya Barış Gününü kutluyorum. Ülkemize ve tüm dünya halklarına barış ve hoşgörü getirmesini diliyorum. Beni sabırla dinlediğiniz için teşekkür ediyorum. Hepinize En derin saygı ve sevgilerimi sunuyorum.


SON YORUMLAR

Mezopotamya Haber © 2019 | İzinsiz ve Kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tasarım: Abdullah YALÇIN

Dunaysır Organizasyon